Gram Altın Fiyatlarında Şok Tahmin! Selçuk Geçer 6 Bin Liralık Yükselişin Perde Arkasını Açıkladı

Ekonomist Selçuk Geçer, Türkiye'nin 1994, 2001 ve 2018 krizlerinin etkilerinden daha büyük bir döviz kuru şoku ile yüzleşme ihtimali olduğunu vurguladı. Kısa vadeli dış borcun 239 milyar dolara yükseldiğini ifade eden Geçer, Merkez Bankası'nın swap hariç net rezervlerinin yalnızca 43 milyar dolar civarında olduğuna dikkat çekti.

Gram Altın Fiyatlarında Şok Tahmin! Selçuk Geçer 6 Bin Liralık Yükselişin Perde Arkasını Açıkladı

Kısa Vadeli Dış Borç 239 Milyar Dolar Seviyesine Ulaştı

Son dönemlerde Türkiye'nin dış borç durumu, ekonomistlerin dikkatini çeken bir konu haline geldi. Ocak 2026 verilerine göre kısa vadeli dış borç stoku 173,4 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Ancak, bir yıl içerisinde vadesi gelecek olan uzun vadeli borç taksitleri de hesaba katıldığında, toplam yükümlülüğün 239 milyar dolara çıktığı görülüyor.

Ekonomist Selçuk Geçer, son yayınında bu tabloyu riskli olarak nitelendirerek, borç çevirme oranlarının kritik seviyenin altına düşmesi durumunda ciddi bir döviz krizi yaşanabileceğini belirtiyor.

Kısa vadeli dış borcun bu seviyelere ulaşmasında birçok etken rol oynuyor. Özel sektörün dış borçlanma gereksiniminin artması, kamu maliyesindeki genişleme ve cari açığın finansman yapısının kısa vadeye yönelmesi, bu artışın arkasındaki temel nedenler arasında yer alıyor.

Merkez Bankası'nın Rezervleri Dış Borcu Karşılayabilir Mi?

Dış borç tartışmalarında en önemli gösterge Merkez Bankası'nın rezervlerinin yeterliliği. Selçuk Geçer'in paylaştığı verilere göre Merkez Bankası'nın güncel rezerv durumu şu şekildedir:

Rezerv TürüMiktar (Milyar $)

Brüt Rezervler177,5
Net Rezervler57,4
Swap Hariç Net Rezervler43
Kısa Vadeli Dış Borç (toplam)239


Tablodaki en dikkat çekici unsur, swap işlemleri hariç tutulduğunda Merkez Bankası'nın net kullanılabilir rezervlerinin yalnızca 43 milyar dolar olmasıdır. Geçer, 239 milyar dolarlık borca karşılık kasada yalnızca 43 milyar dolar bulunduğunu vurgulayarak, bu oranının uluslararası standartlar açısından kritik seviyenin oldukça altında olduğunu belirtiyor.

Brüt rezervlerin 177,5 milyar dolar gibi yüksek bir rakam olmasına rağmen, durumun gerçekte farklı olduğu ifade ediliyor. Brüt rezervlerin önemli bir kısmı swap anlaşmaları ve zorunlu karşılıklar gibi kalemlerden oluşmakta ve Merkez Bankası'nın nezdindeki bankaların mevduatları da bu kapsamda yer almaktadır. Bu unsurlar çıkarıldığında, kalan miktar kısa vadeli borç stoku ile karşılaştırıldığında yetersiz bir tablo ortaya çıkıyor.

Yabancı Yatırımcı Çıkışı Neden Hızlandı?

Son haftalarda Türkiye’nin finansal piyasalarındaki yabancı sermaye çıkışı rekor seviyelere ulaşmış durumda. 13 Mart 2026 haftasında yabancı yatırımcıların Türk tahvillerinden gerçekleştirdiği satış 2,9 milyar dolara ulaştı. Bu rakam, tek hafta içinde yaşanan en yüksek yabancı çıkışlarından biri olarak öne çıkıyor.

Carry trade olarak adlandırılan ve yüksek faiz farklılıklarından faydalanmak amacıyla Türkiye’ye giriş yapan sıcak para akışında ise bir tersine dönüş gözlemleniyor. Geçer’in verilerine göre, yalnızca geçtiğimiz hafta carry trade kaynaklı 12 milyar dolarlık bir çıkış gerçekleşti. Toplam yabancı sermaye çıkışının 24 milyar doları bulduğu tahmin ediliyor.

Yabancı yatırımcıların çıkışının hızlanmasının arkasında birden fazla neden yatıyor. Küresel risk iştahındaki azalmalar, Türkiye’ye özgü siyasi ve ekonomik belirsizlikler, ABD faiz politikalarındaki değişim beklentileri ve gelişmekte olan piyasalardan genel bir sermaye kaçışı, bu durumu şekillendiren faktörler arasında yer alıyor. Sıcak paranın hızlı çıkışı, döviz kurlarında yukarı yönlü bir baskı yaratıyor.

Dolar 90 TL’ye Çıkar mı? Kur Şoku Senaryosu Gerçekçi mi?

Selçuk Geçer'in dikkat çeken ifadesi, kontrolün kaybedilmesi durumunda doların 80-90 TL seviyesine yükselebileceği yönündedir. Geçer, mevcut durumu 1994, 2001 ve 2018 krizlerinin bir kombinasyonu olarak değerlendirerek durumu ciddiyetle ele alıyor.

Bu senaryonun gerçek olması halinde Türkiye ekonomisinde zincirleme olumsuz etkilerin kaçınılmaz olacağı belirtiliyor. Geçer’in aktardığına göre doların 80-90 TL’ye çıkması halinde gram altının 12.000 TL seviyesine yükseleceği öngörülüyor. Bu, mevcut fiyatlarla karşılaştırıldığında altın fiyatında yaklaşık yüzde 87 gibi büyük bir artış demektir. İthal girdi maliyetlerinin artması, enflasyonun kontrolden çıkması ve faiz oranlarının ani bir şekilde yükselmesi de bu senaryonun olası sonuçları arasında yer alıyor.


Diğer yandan piyasa uzmanlarının bir kısmı bu denli keskin bir kur hareketinin gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğunu değerlendiriyor. Merkez Bankası'nın faiz politikası, uluslararası swap hatları ve diplomatik ilişkilerdeki ilerlemelerin bu durumu dengeleyebileceği düşünülüyor. Ancak Geçer, yapısal sorunlar çözüme kavuşmadığı takdirde risklerin ortadan kalkmayacağını ifade ediyor.

Turizm ve İhracatta Düşüş Ekonomiyi Nasıl Etkiliyor?

Dış borç ve sermaye çıkışı baskısının yanı sıra, Türkiye'nin döviz kazandıran sektörlerinde de olumsuz emareler artış göstermeye başladı. Turizm Bakanlığı'nın verilerine göre, yabancı turist sayısında yüzde 3 oranında bir düşüş meydana geldi. Turizm gelirlerindeki bu gerileme, cari açığın finansmanında önemli bir kalem olan döviz girişini doğrudan olumsuz etkiliyor.

Sanayi alanında da maliyet baskılarının artmaya devam ettiği görülüyor. PAGEV verileri, plastik fiyatlarının petrol krizi nedeniyle yüzde 90 oranında yükseldiğini ortaya koyuyor. Bu durum, başta ambalaj ve otomotiv sektörü olmak üzere geniş bir sanayi çerçevesini etkiliyor. TÜSEDAT'ın açıklamalarına göre yem, enerji ve lojistik maliyetlerindeki artış gıda enflasyonunu daha da yükseltecek.

Sektörel baskılar genel olarak ele alındığında, döviz kazandırıcı faaliyetlerdeki zayıflama ve maliyet artışlarının cari dengeyi olumsuz yönde etkilediği açıkça görülüyor. Döviz girişlerinin düşüp çıkışların artması, kur üzerindeki baskıyı artıran bir kısır döngü yaratıyor.

Borç Ne Düzeyde?

Dış borç durumunun yanı sıra, kamu maliyesindeki genel borçlanma profili de dikkat çekici bir hal alıyor. Merkezi yönetim borç stoku 14 trilyon 395 milyar TL seviyesine kadar ulaşmış durumda.

Borç stokunun bu seviyelere ulaşmasında, bütçe açıklarının finanse edilmesi için artan iç ve dış borçlanmalar, yüksek faiz ortamında borç hizmet maliyetinin artması ve kamu harcamalarındaki genişleme etkili olmuştur. Kur artışının bu tabloda çift yönlü bir etkisi bulunuyor: döviz cinsinden borçların TL karşılığı otomatik olarak artarken, faiz giderlerinin bütçe içindeki payı da yükseliyor.